DHA YURT ÖZEL GÜNDEM

Depremin vurduğu Elazığ’da 708 yıllık konak, sapasağlam ayakta kaldı

 

Elazığ’da meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki deprempe Altınkuşak köyündeki 708 yıllık Beyzade Egendi Konağı, hasar görmedi. Konağın 4’üncü kuşak varislerinden Bülent Bayoğlu (63), 38 odalı konağın yapımının 11 yıl sürdüğünü söyledi.

24 Ocak’ta merkez üssü Elazığ’ın Sivrice ilçesi olan 6.8 büyüklüğündeki 41 kişinin yaşamını yitirdiği depremde, yapısal olarak Elazığ’ın yüzde 30’u etkilendi. Elazığ kent merkezine 25 kilometre uzaklıktaki Altınkuşak köyünde bulunan Osmanlı dönemine ait 708 yıllık Beyzade Efendi Konağı, depremde hasar almadı. 1312 yılında Beyzade Efendi’nin oğlu Muhammed Nuri tarafından yapılan konak, günümüze kadar irili ufaklı birçok depremi atlattı. Konağın depremlerden etkilenmemesinden, mimarinin, mühendisliğin ve yapısal malzemelerin büyük payı bulunuyor.

YÜZYILLARDIR DEPREMLERDEN ETKİLENMEDİKonağın 4’üncü kuşak varislerinden Bülent Bayoğlu, son yaşanan depremde konağın bir hasar görmediğini belirterek, “Dört kuşaktır bu konak bizde. Beyzade Efendi’nin büyük oğlu Muhammed Nuri tarafından 1312 yılında 10 dönüm arazi üzerinde inşa edilen bir yapı. Konağın yapımı 11 yıl sürmüş. 38 odası bulunuyor. Şu ana kadar yaşanan depremlerden ciddi bir hasar almadı çok şükür. Buranın aslına uygun yeniden restore edilmesi ile ilgili görüşmelerimiz var. İstiyoruz ki halka açalım ve nesilden nesle devam etsin” dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ——————————-Beyzade Efendi KonağıKonağın dış bölümüMuhabir Mehmet Mucahit Ceylan’ın anonsuKonağın iç kısmıKonağın bölümleriGenel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Mehmet Mucahit CEYLAN- Erkan BAY/ELAZIĞ,

Haber Kodu : 200204018

============================

Prof. Dr. Tatar: Deprem master planları hazırlanmalı

SİVAS Cumhuriyet Üniversitesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Tatar, 18 ilin kent merkezlerinden doğrudan doğruya diri faylar geçtiğini belirtti. Bu kentlerde çok hızlı bir şekilde deprem master planları hazırlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tatar, depremin sadece olduğu yerde değil kilometrelerce ötedeki yerleşim yerlerine de hasar verebildiğini ifade etti. Tatar, Türkiye‘de 500 aktif fay hattının bulunduğunu ve insanların öncelikle psikolojik olarak buna hazırlanması gerektiğini söyledi. 

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve AFAD Danışma Kurulu üyesi Prof. Dr. Orhan Tatar, Elazığ depremi hakkında Demirören Haber Ajansı’na açıklamada bulundu. Elazığ merkezli deprem bölgesine Öğretim Üyesi Doçent Dr. Fikret Koçbulut ile ODTÜ ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden bilim insanlarıyla giderek incelemelerde bulunan Prof. Dr. Tatar, çalışmaların devam ettiğini söyledi. Depremle beraber Doğu Anadolu Fay Zonu’nun Sivrice ile Pütürge arasında kalan ve ‘Pütürge Segmenti’ diye adlandırılan bölümünün kırıldığını belirten Prof. Dr. Tatar, şöyle konuştu:

“Türkiye’nin farklı bölgelerinde önemli fay hatları var. Bunlardan bir tanesi Bingöl-Karlıova civarından başlayıp Türkiye’nin kuzey kesimini kat edip Marmara’ya kadar ulaşan, oradan da Saroz Körfezi’ne kadar giden bir hat. Buna biz Kuzey Anadolu Fay Zonu diyoruz. Bunun eşleniği fay zonu da yine aynı noktadan başlayıp Bingöl üzerinden Palu’ya devamında Sivrice, Doğanyol, Pütürge, Çelikhan ve Kahramanmaraş’a kadar uzanan bir hat var. Kahramanmaraş’tan daha da güneye gittiğimizde ise Antakya’ya kadar uzandığını biliyoruz. Bu da Doğu Anadolu Fay Zonu. Bu tür fay zonları üzerinde tarihsel dönemlerde birtakım yıkıcı depremler var. Elazığ Sivrice depreminin olduğu hat üzerindeki en son yıkıcı deprem 1875 yılında meydana gelmiş. Aradan geçen yaklaşık 150 yıl civarında bölgede bir sismik boşluğun oluştuğunu görüyoruz. Bu faylar aktif faylar olduğu için ve üzerinde yıllık bir santimetre civarında hareket hızı olduğu için sürekli bir enerji birikiyor. Bu enerjiyi de belirli bir zaman sonra doğal olarak boşaltmak istiyor. Bu belirli bir sınırı aştığında da bunlar deprem şeklinde açığa çıkıyorlar.”

‘YER KABUĞUNDA DEFORMASYONLAR GÖRDÜK’Depremin merkez üssünde yıkıcı bir hasarın olduğunu belirten Prof. Dr. Tatar, “Depremin merkez üssü basına yansıyanın aksine Sivrice ilçesinin daha da batısında, Doğanyol civarında, kuzeydoğusuna düşen bir yerde bulunuyor. Bu noktanın Amerikan Jeoloji Kurumu’nun verdiği merkez üssü, hem de Kandilli Rasathanesi’nin verdiği ile uyumlu olduğunu görüyoruz. Bölgeye arazi çalışmasına gittiğimizde gördüğümüz tablo da bunu doğruluyor. Çünkü özellikle depremin merkez üssüne doğru gittiğimizde değişik köylerde ciddi yıkıcı hasarın olduğunu görüyoruz. Birtakım yıkımlar, can ve mal kayıpları var. O açıdan depremin merkez üssü Doğanyol’un bir miktar kuzeydoğusuna düşüyor. Depremin derinliği 7 kilometre civarında. Fay 7 kilometre civarında kırılmaya başlıyor ve yüzeye kadar devam ediyor. Yüzeyde, yer kabuğunda bir takım deformasyonlar olduğunu gördük. Onun ötesinde çok sayıda değişik bölgelerde, özellikle fayın kuzey kesiminde heyelanlar ve kaya düşmeleri var” ifadelerini kullandı.

‘DEPREM MASTER PLANLARIMIZI HAZIRLAMAMIZ GEREKİYOR’Ülke genelinde depreme karşı binaların olması gerektiği gibi inşa edilmediğini söyleyen Prof. Dr. Tatar, “Depremin olduğu bu fayın merkez üssünün kuzeydoğudaki Elazığ kent merkezine kuş uçuşu uzaklığı 35 kilometre. Doğusunda bulunan Malatya’ya ise kuş uçuşu uzaklığı da 70 kilometre civarında. Ama baktığımızda hem Malatya kent merkezinde, hem de Elazığ kent merkezinde binaların yıkıldığı ve buralarda can kayıplarının olduğunu biliyoruz. Bu tabi çok çarpıcı bir saptama. Çünkü özellikle fayın üzerinde olmamasına rağmen bu tür yerlerde can kayıplarının olması, bu binalar olması gerektiği gibi inşa edilmemiş, çok eski tekniklerle inşa edilmiş, yapısal bir takım sorunları var. Belki de zeminden kaynaklı bir takım problemlerden dolayı bunların yıkıldığını söyleyebiliriz. Bugün Türkiye’de 81 ilimizin 61 tanesinin il sınırları içinden ama 18 tanesinin doğrudan doğruya kent merkezinin içinden bu aktif faylar, diri faylar geçiyor. Bunların en önemlilerine baktığımızda, Erzincan, Bingöl, Kahramanmaraş, Hatay, Bolu, Bursa, İzmir, Balıkesir ve Manisa gibi illerimiz bunlardan birkaç tanesi. Bizim bu kentlerimizde çok hızlı bir şekilde deprem master planlarımızı hazırlamamız gerekiyor. Bu kentlerimizi öncelikli olarak depreme hazırlamamız gerekiyor. Üzerinden, içinden aktif fayın geçtiği bu tür kentlerde çok daha ileri düzeyde bir takım çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bu fayların geçtiği binaların envanterini çıkarmak gerekiyor. Bir sonraki depremin nerede olacağını bilemiyoruz. Türkiye’nin herhangi bir yerinde bundan çok daha büyük depremler de meydana gelebilir. O yüzden kentlerimizi bu tür doğa olaylarına karşı hazırlamamız gerekiyor. Önemli olan bu tür doğa olaylarının afete dönüşmemesidir. Buna toplumun, kentlerimizin hazır olması gerekiyor” dedi. 

‘RESMİ AÇIKLAMALARA GÜVENİN’Elazığ ve Malatya’daki depremin yaralarının sarılmaya başlandığını belirten Prof. Dr. Tatar, “Şu anda enkaz kaldırma faaliyetleri tamamlanıyor. Hasarlı binaların yıkılması süreci başladı. Bölgedeki vatandaşlarımızın bazı hususlara dikkat etmesi gerekiyor. Hasarlı bina varsa, az hasarlı veya orta hasarlı da olsa kesinlikle binalara girilmemesi ve konaklanmaması gerekiyor. Şu anda hasarlı binaların boşaltılması söz konusu, bunların da çok kontrollü bir şekilde olması gerekiyor. Çünkü büyüklüğü 5.1 üzerine çıkacak artçı sarsıntıda bunlar da yıkılabilir. Bir diğer husus ise sanal medya. Bu tür durumlarda sanal medya ortaya çıkıyor. Bu medyayı kullanan kötü niyetli insanlar vatandaşlarımızı korkuya ve paniğe sevk edebiliyorlar. Vatandaşlarımızın bunlara kulak asmaması gerekiyor. Devletimizin bu konuda çalışan önemli kurumları var. AFAD, Kandilli Rasathanesi gibi kurumlarımızdan gelen resmi açıklamalara inanmaları, güvenmeleri gerekiyor. Halkın sosyal medyadan yapılan bir takım paylaşımlara inanmamalarını rica ediyorum” diye uyarıda bulundu.

‘DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR VAR’Yaşanan depremler sonrası doğru bilinen yanlışların ve fırsatçıların ortaya çıktığını aktaran Prof. Dr. Tatar, “Örneğin deprem bölgesindeyken de bunu çok sık duyduk. ‘Radyonuzun frekanslarında eğer bir cızırdama başladıysa büyük bir deprem geliyor demektir’ gibi, kurumlara birtakım araç-gereç satmaya kalkışan fırsatçılara kadar bir çok kişiyi görüyoruz. Bugünkü tekniklerle bir bölgede, bir yerde, şu gün, şu saatte, şu dakikada bir deprem olacak demek mümkün değil. Bu nedenle ‘bir erken uyarı sistemi, deprem tahmin eden bir alet geliştirdik. Bunu alın evinize yerleştirin’, ‘bu alet uyarı yaptığında dikkat edin’ gibi sözlere inanılmaması gerekiyor. Bunlar tamamen rant peşinde koşan ve depremi fırsata çevirmeye çalışan kişilerin kullandığı bir yöntemdir” dedi. 

Depremin önemli hususlarından birinin ‘zemin’ olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tatar, şunları kaydetti: “Depremin merkez üssü kuş uçuşu Elazığ’a 35, Malatya’ya 70 kilometre uzaklıkta ama buralarda binalar yıkılabiliyor. Yani bir şehrin içinden kent merkezinden bir aktif fay geçmese bile eğer oralarda siz binaları kötü zemine inşa etmişseniz, çok yanlış yapı teknikleri kullanmışsanız, binaları mevcut yönetmeliklere uygun inşa etmediyseniz, doğru inşaat teknikleri kullanmamışsanız bunların ayakta kalması mümkün değil. Sivas’ın hemen kuzeyinden geçen Kuzey Anadolu fay hattı var. Bu fay hattı kent merkezine 80 kilometre uzaklığında. Onun hemen güneyinden ayrılan ve Almus Fayı olarak adlandırdığımız fay hattı 70 kilometre uzaklıkta. Güneyde bulunan fay hattı ise 40 kilometre uzaklıkta. Buralarda gelecekte yaşanabilecek 6 ya da 6’nın üzerindeki depremlerde ortaya çıkacak dalgalar ve sarsıntıların etkisiyle bu tür yerleşim yerlerinde bir tek Sivas için söylemiyorum, bu tür zeminler varsa ne yazık ki aynı Elazığ ve Malatya örneğinde olduğu gibi buralarda da binaların hasar görme olasılığı var” dedi.

‘500 TANE AKTİF FAY VAR’Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğinin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Tatar şunları söyledi: “Elazığ’daki bu depremi meydana getiren fay hattının dışında, başka bölgelerde de farklı büyüklüklerde deprem üretecek fay parçaları var. Türkiye’de şu anda tanımlanmış 500 tane aktif fay var. Bu çok önemli. Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu unutmadan bu tür depremlerin hemen herhangi bir yerde tekrar olabileceğini bilerek yaşamakta fayda var. Bunun ötesinde deprem çantası vs. bunlar işin ayrıntısı. Yani deprem çantasını hazırlamak ötesinde, öncelikle psikolojik olarak kendimizi hazırlamamız gerekiyor. Umarım bundan sonraki süreçte risk yönetimi olarak adlandırdığımız olağan zamanlarda bu tür afetlere hazırlık aşamalarını devletimizin bütün imkanlarını en iyi şekilde kullanarak yapmaya çalışırız ve bu konuda ki eksiklerimizi gideririz. Diğer yandan da vatandaşlarımızın duyarlılığı, eğitimi ve sürekli hazırlıklı olma konusunda belirli bir noktaya gelmeleri için eğitim faaliyetlerini hızlandırmamız gerekir. Deprem ülkemizin bir gerçeği ve her an her yerde olabilir. Önemli olan bu doğa olayının afete dönüşmemesidir.” 

Görüntü Dökümü: -Prof.Dr. Tatar ve Doçent Koçbulut’un  görüntüleri-Harita üzerindeki açıklamaları-Prof.Dr. Tatar’ın konuşmaları

Haber-Kamera: Hüsnü Ümit AVCI-Rahmi MEYVECİ/SİVAS

Haber Kodu : 200204028

================================

600 yıllık mahallelere, ‘Kıyı Kanunu’ gereği imar izni verilemiyor BURSA’nın Gemlik ilçesinde, 600 yıllık 3 mahalleye, Kıyı Kanunu nedeniyle 1990 yılından beri imar izni verilemiyor. Doğal afetlerde zarar gören ve eskiyen evlerini onaramayan, mevcut arazilerine yeni yapı yapamayan mahalleli, kanunun tekrar gözden geçirilerek mağduriyetin giderilmesini istiyor.

Gemlik’e bağlı Osmanlı Devleti döneminden itibaren yapılaşmaya başlayan Karacaali, Narlı ve Büyükkumla mahallelerine, 1990 yılında çıkan ‘Kıyı Kanunu’ gereğince imar izni verilemiyor. Deprem, yangın gibi afetlerde, evlerinde meydana gelen hasarları dahi onaramayan mahalle sakinleri, yapılaşma sorunu nedeniyle mahallelerin göç verdiğini dile getirdi. İmar izni olmadığı için altyapı çalışmaları aksayan, evlerine doğal gaz alamayan mahalle sakinleri, kanunda değişiklik yapılarak bu mağduriyetin giderilmesini istiyor.

Mahallelerinde çok sayıda eski ev olduğunu ve halkın bu evleri onaramadığını söyleyen Karacaali Mahallesi Muhtarı Göksal Loca (53), şöyle konuştu:

“Köyümüz, denize sıfır yüz yıllık bir köy. Köyümüzün üst tarafından NATO yolu geçti. Arkasında çam ağaçları, hemen arkasından da zeytin ağaçlarımız var. Köy kısıtlı, kısa kalmış bir köy. Koyda kalmış bir köy. Köyümüzün imar planı yok. 1992 yılından beri 1/1000’lik plan çıkmamış. Köylü bu konuda dertli. Mevcut eski evleri yıkamıyoruz. Yıktığımız zaman belediye ruhsat vermiyor. Yeni inşaat ihtiyacımız var. Köyümüz genç olarak göç aldı. Bütün gençler, köyde ev olmadığı için Gemlik’te oturmak zorundalar. Özellikle gençlerimiz için büyük bir sıkıntı. Yetkililerden şunu rica ediyoruz. Mevcut köy evlerini yıkalım, yerine 3 katlı evler yapalım. Biz kesinlikle çevre arazilerin imara açılmasını istemiyoruz. Köy, köy olarak kalsın. Biz köyün içindeki mevcut evleri yıkalım, yerine mevcut ev yapalım. Eski ev çok. Harabe ev çok. Köyümüzde imar olmadığı için doğal gaz da gelmiyor. Dünya standartları artarken, biz düşüş yaşıyoruz. Köyden göç eden vatandaşlarımız geri dönmek istiyor ama mevcutta olan sıkıntılar sebebiyle geri dönemiyorlar.” 

‘ÇOCUKLARIMIZ EVLENECEK, EVE İHTİYACIMIZ VAR’Evlenecek yaşa gelen çocukları için yeni ev yapamadıklarını söyleyen Narlı Mahallesi Muhtarı Salim Özdemir, “Köyümüz, Osmanlı Devleti döneminde kurulmuş 600 yıllık bir köy. 1921, yılından sonra da sahil tarafına geçmiş. İmar sorunumuz var. Bu bizim için büyük bir sorun. Köyümüz, çok güzel bir köy. Fakat bu son çıkan kanundan sonra imara izin vermiyorlar. Köyümüz sahil kenarında olduğu için de kıyı kenar çizgisine yakın bir köy. en uzak 10 metre. 100 metrelik bu kanundan dolayı şu an köyümüze çivi dahi çakamıyoruz. Evlerimiz eskidi. Hatta yıkılan evlerimiz de var. Bunlara tadilat yapamıyoruz. Yenisini de yapamıyoruz. Çocuklarımız büyüyor, evlenecekler. Eve ihtiyacımız var. Şu an çıkmazdayız. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’mızdan kanunla ilgili düzenleme yapmasını istiyoruz. Köydeki mevcut imar alanlarına yapı izni verilmesi bizler için çok iyi olacak” diye konuştu.

‘MEVCUT KANUNLA DÜZELTİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL’Kamunun kıyı esaslarını belirlemek için böyle bir yasa çıkarıldığını belirten Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Bursa Şubesi 2’nci başkanı Başar Bulut ise, konuyla ilgili şunları söyledi: “Bu sıkıntının ana kaynağı, bu mevzuatların Kıyı Kanunu’ndan önce çıkmış olmasıdır. Kıyı Kanunu’nun yayınlanma tarihi 1997, fakat tapulama ve kadastro ile ilgili kanunların tamamı 1990 yılından önce çıkmıştır. Sorunun asıl sebebi, mülkiyeti kayıt altına alan ve sınırlandırma yapılan kanunların tamamının Kıyı Kanunu’ndan önce çıkmış olması. Tapulaması ve kadastrosu yapılmış olan, Kıyı Kanunu’ndan önce yapılmış olan bu köylerin, kıyı kenar çizgisi tespitinden sonra hazine tarafından açılacak dava sonucu kısmen ve tamamı kıyı çizgisi içinde kalan taşınmazların hazine tarafından açılan tapu iptali davası bu vatandaşlarımızın mağduriyetlerine yol açmaktadır. Bu mağduriyetlerin giderilebilmesi için, paydaş kurumların tekrar bir araya gelerek mağduriyetler üzerinde düşünmesi, mevzuatlarda bir değişiklik yapılması gerekiyorsa bunların konuşulması ve gerekli mevzuatların değişmesi hususunda görüş birliğine varılması gerekiyor. Mevcut kanunla düzelmesi mümkün değildir.”

Görüntü Dökümü————————Mahallelerden detaylar-Eski evlerden detaylar-Mahalleliden detaylar-Mahalle muhtarları ve vatandaş röportajları-Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Bursa Şubesi 2’nci başkanı Başar Bulut röportajı-Haber: Semih ŞAHİN-Kamera: Kazım BULUT/GEMLİK, (Bursa),

Haber Kodu : 200204037============================

Ağrı’da eksi 24 derecede ‘Temiz sokak, Güvenli Şehir’ uygulaması

AĞRI’da polis ekipleri, hava sıcaklığının sıfırın altında 24 dereceye kadar düştüğü gecede, metruk binalarda uyuşturucu madde kullanımına karşı çalışma yaptı.

Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Ağrı’da uyuşturucu kullanımını önlemek için çalışmalarını gece gündüz sürdürüyor. Bir taraftan uyuşturucu kaçakçılarına yönelik operasyonlar yapan ekipler, bir taraftan da kullanımını önlemek için tedbirlerini artırdı. Kent merkezindeki metruk binalarda uyuşturucu kullanımını önlemek isteyen narkotik polisi, hava sıcaklığının eksi 24 dereceye düştüğü gecede operasyon düzenledi. ‘Temiz sokak, Güvenli Şehir’ uygulamasında kent merkezindeki metruk binaları ve sokakları didik didik arayan polis, dondurucu soğuğa aldırmadan sabahın ilk saatlerine kadar görev yaptı. 

Emniyet Müdürü Nihat Özen, hava şartları ne olursa olsun uygulamaların devam edeceğini bildirdi. Özen, “Asıl hedefimiz ilimizde polisimizle vatandaşımızın yan yana olarak uyuşturucuyla mücadelenin her zaman yapılmasıdır. Hava şartları bu tur uygulamalarımızı etkilememektedir” dedi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-Polis ekiplerinin sokak ve binaları araması-Polislerin ellerinde fenerle dolaşması, binalara girmesi-Polis ekiplerinin çalışmasından detaylar-Binaya giren ekiplerin arama yapmasıHaber: Servet ARSLAN/ AĞRI,

Haber Kodu : 200204010

=============================

ETÜ Kristal Girişimcilik Merkezi fikri olanları bekliyor

ERZURUM Teknik Üniversitesi (ETÜ) bünyesinde kurulan Kristal Girişimcilik Merkezi’nde, 18 yaşını doldurmuş teknolojik tabanlı iş fikri olan ve hayata geçirmek isteyen herkes, projelerini gerçekleştiriyor.

Erzurum’da 2010 yılında kapılarını açan ETÜ’de 2018 Mart ayında kurulması için ilk adımların atıldığı Kristal Girişimcilik Merkezi, 2019 Mayıs ayında kapılarını fikri ve projesi olanlara açtı. Müracaat eden 17 girişimcinin tasarımlarını inceledikten sonra 5’inin çalışma izni aldığı merkez, tamamen özgür bir ortam olarak dizayn edildi. Sadece üniversite öğrencisi değil, fikri ve projesi olan kişilere kapısını açan Kristal Girişimciler Merkezi’nde birbirinden ilginç çalışmalara imza atıldı. Girişimciler ve görevlilerin parmak iziyle girebildikleri merkezde her türlü ihtiyaçları da düşünüldü. Yiyecek içeceklerinin yanı sıra merkezde dinlenmek için yataklar da bulunuyor.

ETÜ Kristal Girişimcilik Merkezi Koordinatörü Gürkan Kalınay, amaçlarının Türkiye’nin katma değerine katkı sağlamak ve dışa bağımlılığı azaltmak olduğunu söyledi. Merkezi gezdirerek bölümler hakkında bilgi veren Kalınay, merkezin girişimci olan ve üretmeyi planlayan herkese açık olduğunu belirtti. Merkezin sadece üniversite öğrencisi odaklı olmadığını, 18 yaşını doldurmuş teknolojik tabanlı iş fikri olan herkese açık olduğunu ifade eden Kalınay, Şubat ayında ikinci aşama girişimcilerin alınması için müracaatları beklediklerini vurguladı.

Eldiven takma aparatıyla birlikte el yıkama otomatının başta hastaneler, ameliyathaneler gibi temizliğin önemli olduğu yerlerde kullanılabileceğine dikkat çeken Özarbaş, sadece el yıkama olarak AVM’lerde hizmet verileceğini ileriki günlerde de evlerde bile kullanılabileceğini kaydetti. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-ETÜ Kristal Girişimcilik merkezi-Merkeze parmak iziyle girilmesi-Koordinatör Gürkan Kalınay’ın merkezi tanıtması-Merkezden genel ve detaylar-Büşra Özarbaş’ın projesi üzerinde çalışması-Büşra Özarbaş ile röp-Gürkan Kalınay ile röpHaber-Kamera: Salih TEKİN/ ERZURUM,

Haber Kodu : 200204020

=========================

Güvercinler için yem bıraktılar Erzurum Büyükşehir Belediyesi çalışanları, yoğun kar yağışı nedeniyle doğada yiyecek bulmakta zorlanan güvercinler için belediyenin pencerelerine ve boş alanlarına yem bırakıyor. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-Büyükşehir Belediye binası -Belediye binası çatısında ve pencerisindeki güvercinlerden detay -Belediye çalışanlarının pencere kenarına yem bırakması -Güvercinlerin yemleri yemesinden detay -Belediye Başkanı Mehmet sekmen ile röpHaber: Turgay İPEK – Kamera: Zafer KUMRU/ ERZURUM,

Haber Kodu : 200204021

=======================

Elektrikli bisiklete 6 kişilik aile bindi

Bursa’nın İnegöl ilçesinde elektrikli bisikletle 4’ü çocuk 6 kişilik aile bindi. Tehlikeli yolculuk, bir araç sürücüsü tarafından cep telefonu kamerasıyla görüntülendi.

Olay, dün akşam saatlerinde Bursa-Ankara karayolunda meydana geldi. Plakasız motosiklet sürücüsü, eşi ve 4 çocuğuyla birlikte elektrikli bisiklete bindi. Çocukların düşme tehlikesi geçirdiği anlar, yoldan geçen bir sürücü tarafından cep telefonu kamerasıyla görüntülendi. Kamera görüntülerinde, elektrikli bisiklet üzerinde 6 kişinin Bursa-Ankara karayolunda seyrettiği görülüyor.

Görüntü Dökümü———————–6 kişilik ailenin motosiklete binmesiHaber-Kamera: Yavuz YILMAZ/ İNEGÖL (Bursa),

Haber Kodu : 200204031

=============================

Kartalkaya’da geceliği 50 bin TL’ye konaklama BOLU’nun kayak merkezi Kartalkaya, fiyatlarıyla Türkiye’nin tüm kayak merkezlerini geride bıraktı. Kartalkaya’da konaklama bedeli bazı otellerde gecelik 50 bin TL’ye kadar çıkabiliyor. Kayak merkezinde bulunan bir restoranda makarna 75, bir fincan sütlü kahve 25, su ise 10 TL’den satılıyor.

Türkiye’nin önemli kış turizm merkezlerinden biri olan Kartalkaya, toplam 70 kilometre uzunluğundaki 25 pistiyle 2 bin 200 metre yükseklikte Köroğlu Dağları’nın zirvesinde bulunuyor. Sezonun 13 Aralık’ta başladığı kayak merkezinde kar kalınlığı, 2 metreye yaklaştı. Özellikle İstanbul ve Ankara gibi metropollere yakınlığıyla ilgi gören Kartalkaya’ya, yarı yıl tatilinin ilk haftasında yaklaşık 30 bin ziyaretçi geldi. Kartalkaya sezon açılışından itibaren ise yaklaşık 350 bin tatilciyi ağırladı.

TÜRKİYE’NİN EN PAHALISIToplam yatak kapasitesi yaklaşık 3 bin olan kayak merkezi Türkiye’nin en pahalı kayak merkezi olarak biliniyor. Kayak merkezi her yıl sanat, spor, siyaset ve iş dünyasından yerli ve yabancı bir çok önemli ismi ağırlıyor. Kartalkaya’da en düşük seviyedeki otelde en ucuz odanın hafta içi bir gündeki ücreti kişi başı 500 TL’den başlıyor. Fiyatlar tatil günlerinde ekstra artış gösteriyor. Üst seviye bir oteldeki 2 kişilik oda ücreti ise sömestir, hafta sonu ya da özel günlerde 10 bin TL’yi bulabiliyor ve konaklamalarda en az 2 gece kalma şartı koşuluyor. Yani Kartalkaya’ya 2 kişi olarak gelen bir tatilci üst seviye bir oteldeki lüks odaya 2 gecelik konaklama için 20 bin TL veriyor. Kayak merkezine günübirlik gelen tatilciler için Ski-Pass (Kayak merkezindeki teleski ve telesiyej gibi ulaşım araçlarını kullanma hakkı) ücreti ise hafta içi 200 TL, hafta sonu 230 TL’den hizmet veriyor.

GECELİK FİYATI 50 BİN TL’Yİ BULAN DAĞ EVLERİ NEREDEYSE BOŞ KALMADI Kartalkaya’da ayrıca bir otelin 2 adet dağ evi bulunuyor. Her türlü konforun sağlandığı bu dağ evleri tatil olmayan hafta içi bir günde 15 bin TL’ye konuklarını ağırlıyor. Hafta sonu ise fiyatlar 30-40 bin TL’ye kadar ulaşıyor. Ayrıca buna ekstra hizmetler eklendiğinde fiyatlar artış gösterebiliyor. Geçen yeni yıl tatilinde ise dağ evleri gecelik fiyatı 50 bin TL’den tatilci ağırladı. Dağ evinde kalanlar 3 günlük fiyat için 150 bin TL ödedi. Dağ evleri sezon açılışından itibaren neredeyse boş kalmadı. Bu evler özellikle sanat, spor ve iş dünyasının önemli isimleri tarafından tercih ediliyor.

MAKARNA 75, SÜTLÜ KAHVE 25 TLBunun yanı sıra kayak pistlerinin yanında bulunan bir restorandaki fiyatlar da şaşırtıyor. Restoranda makarnanın fiyatı 75 TL, bir fincan sütlü kahve 25, su ise 10 TL’den satılıyor.

KARTALKAYA NEDEN PAHALI?Kartalkaya’nın Türkiye’deki diğer kayak merkezlerine göre pahalı olmasının sebeplerini Demirören Haber Ajansı’na açıklayan Kartalkaya’da iki oteli bulunan Kaya Grubu’nun bölge CEO’su Yusuf Avcı, “Burada farkı işletmeler gerçekten özenerek tüm pistleri 7 gün 24 saat kontrol altında tutuyor. Gerek güvenlik, gerek ulaşım, gerek kar kalitesi ve yatırımlar nedeniyle fiyatlar pahalı. Kartalkaya’da her sene biz grup olarak ciddi anlamda yatırım yapıyoruz. Yapay karlama olsun. Güvenlik anlamında konuşan ağaç projesini başlattık. Biz kayak yaparken kaybolmayı gündemimizden çıkardık. Sağlık açısından 7 gün 24 saat hemşire, doktor, ambulans ve helikopter ambulans bulunduruyoruz. Dolayısıyla buraya gelen misafirimizin kafasında kuşku kalmıyor. Huzur var yani. Dolayısıyla buranın çok tercih edilmesindeki sebep de kalite ve yapmış olduğumuz yatırımlardır” dedi.

FİYATLAR SEZON SONUNA DOĞRU DAHA UYGUNFiyatların özellikle tatil ve özel günlerde daha pahalı olduğunu anlatan Yusuf Avcı, “Fiyatlar sömestir dönemi yüksek. Kayak merkezleri sömestir, yılbaşı dönemleri ve hafta sonları pahalı olur. Sezonun çok kısa olması nedeniyle yapılan yatırımlar biraz bu fiyatların diğer dönemlere göre farklı olmasını gerektiriyor. Özellikle Mart ayında fiyatlarda yüzde 40, yüzde 50’lere varan indirim söz konusu oluyor. Şu anki fiyat politikamızda sezon kapanışına doğru fiyatta bir düşüş eğilimi oluyor” diye konuştu. 

LÜKS EVLERDE MİNİMUM 2 GECE KALINABİLİYORDağ evlerindeki konaklama bedelleriyle ilgili de bilgiler veren Yusuf Avcı, “Burada konaklamanın bedeli hafta içi gecelik 15 bin liradan başlıyor. Hafta sonu ise 31 bin 40 bin liraya kadar çıkıyor. Bu kişi sayısına göre değişiyor. Minimum 6 kişi, maksimum 8 kişi olarak kalınabiliyor. 6 kişi kalabildiği zaman farklı, 8 kişi kaldığı zaman fiyat farklı oluyor. Minimum da 2 gece kalması gerekiyor. Yılbaşı gibi özel günlerde ise 50 bin liraya kadar çıkıyor. Geçen yıl başı gecelik 50 bin liraydı, doluydu. Çok da ilgi gördü. Oranın konsepti, hizmeti çok farklı. Oraya tahsis ettiğimiz personel, tahsis ettiğimiz güvenlik ve araçlar çok farklı. Özellikle yöresel, doğal ve organik ürünlerle orada o kahvaltı, et mangal inanılmaz derecede kaliteli. İnsanların hakikaten huzur bulacağı. Eğlenebileceği öyle bir ortam var. Jakuzi, barbekü, saunası, masajı aklınıza ne geliyorsa inanılmaz en üst seviyede hizmet veriyor.” dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ -Kayak yapanlar -Drone görüntüleri -Lüks dağ evlerinin görüntüleri -Yusuf Avcı ile röp. -Detaylar Haber-Kamera: Murat KÜÇÜK/BOLU,  

Haber Kodu : 200204016

===========================

Çığ altında kalma tehlikesi yaşayan Yusuf, yaşadıklarını anlattı BİNGÖL’de kar yağışını fırsat bilen bir grup çocuk, yüksek kesimde kayak yakmak istedikleri sırada çığ düştü. Çığ altında kalma teklikesi yaşayan çocuklardan Yusuf Tartık (11), yaşadıklarını anlattı. Tartık, olayın aklından çıkmadığını ve rüyalarına girdiğini söyledi.

Genç ilçesine bağlı Keklikdere köyünde kar yağışını fırsat bilen bir grup çocuk, yüksek kesimde kayak yakmak isterken çığ düştü. O anlar cep telefonu kamerasına yansıdı. Çığ altında kalma tehlikesi yaşayan 11 yaşındaki 4’ncü sınıf öğrencisi Yusuf Tartık, yaşanan olayın aklından çıkmadığını ve rüyalarına girdiğini söyledi. Kaydığı esnada büyük bir ses işiterek, korkuya kapıldığını anlatan Tartık, yaşadığı anı şu sözlerle anlattı:

“Kayak yaptığımız anı sosyal medyada paylaşmak istedik. Kuzenim kaydı, yol yaptı. Sonra onlar kaydıktan sonra ‘çığ düşmez’ dediler. Dedem ‘kaymayın, çığ düşecek’ dedi ama onu dinlemediler. Yine kaymaya devam ettiler. Kayarken de ben de yukardaydım. Onlar kayarken ben de onlarla beraber kaydım. Bir anda büyük bir ses çıktı. Orada çok korktum. Bir anda havaya zıpladım. Onlara baktım, çığ düştüğünü gördüm. Çok korktum, o an çok kötü bir şeydi. Hala aklımdan çıkmıyor, rüyalarıma bile giriyor. Bir kişi boynuna kadar battı ama kimse ölmedi diye gülmeye devam ettiler.”

‘BİR ŞEY OLMADIĞI İÇİN MUTLUYUZ’Çocukların yarıyıl tatilinin son gününde eğlenmek amacıyla kayak yapmak istediğini anlatan köy sakinlerinden Yakup Tartık, “Olayı anlatırken dahi ürküyoruz. Çocuklar yarıyıl tatilinin son gününde eğlence olsun diye, az kalsın canlarından oluyorlardı. Başlarına geleceklerden habersizlerdi. Onlar için eğlenceydi. Büyükler telkin ettiler ancak çocuklar dinlemedi. Onlar da bir fırsatını bulup kaymaya başladılar. Allah’tan kimseye bir şey olmadı. Yan taraflarda karın içinde kalan çocuklara ilk müdahaleyi yaptılar. Aileleri çocukları çıkardılar, bir şey olmadığı için mutluyuz” dedi. 

‘HER KIŞ ÇIĞ TEHLİKESİ YAŞIYORUZ, 3 YIL ÖNCE BABAM 3 SAAT KAR ALTINDA KALDI’Köyün konumu itibariyle sert yamaçlara sahip olduğunu ve her kış mevsiminde çığ tehlikesi yaşadıklarını belirten Tartık, babasının 3 yıl önce köye düşen çığdan dolayı 3 saat kar altında kaldığını söyledi. Tartık, “Burada her kış bu olay yaşanıyor. Bu sene kar az yağdı. Geçen sene yağan kar köyün aşağı kısmına kadar geldi. Yan tarafta da aynı şekilde, daha büyük bir kitle aşağı kayarak aşağıya kadar geldi. Aileler kışın çok ürküyor. Burada irtibat kopuyor. Eğim çok fazla. 3 yıl önce kötü bir olay yaşandı. Babam ahıra giderken maalesef yukardan kopan kar parçasının altında kaldı. 3 saat köylülerle kendi çabalarımızla bulunduğu yerden çıkardık. Hastaneye kaldırdık, şu an durumu iyi. Yetkililerin önlem almasını istiyoruz. Burada çığ tehlikesi oluşuyor. Her kar yağdığında bu sorun sürekli devam ediyor. Önüne geçilemiyor ve her kar yağdığında bir risk oluyor. Her defasında korkuyoruz. Kar yağdığında burada herkes için büyük bir korku oluşuyor” diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ——————————-Köyden genel görüntüÇocukların çığ tehlikesin yaşadığı yerden görüntüRöportajlarÇocukların çığa yakalanma anlarıGenel ve Detay görüntülerHaber-Kamera: Aziz ÖNAL/BİNGÖL,

Haber Kodu : 200204025

==============================

Kadın kasap, erkek meslektaşlarını aratmıyor MANİSA’nın Şehzadeler ilçesinde, 13 yıl önce girdiği süpermarketin et reyonunda tezgahtar olarak işe başlayan Melis Şafak (30), kendini geliştirerek, kasaplık belgesini aldı. Yıllardır hayalini kurduğu kasap dükkanını açan Şafak, işiyle erkek meslektaşlarını aratmıyor.

Şehzadeler’de oturan evli Melis Şafak, erkek egemenliğinin ağır bastığı kasaplık sektöründe başarısıyla öne çıkıyor. 13 yıl önce girdiği süpermarketin et reyonunda tezgahtar olarak işe başlayan Şafak, her geçen gün kendini geliştirdi. Bir süre önce kasaplık belgesini alan Şafak, kendi ismini verdiği iş yerini 24 Ocak’ta, ilçenin Utku Mahallesi’nde açtı. Etleri özen ve titizlikle keserek isteğe göre ustalıkla hazırlayan Şafak, kendini tanımayan bazı müşterilerin kadın bir kasabı karşılarında görünce şaşırdığını sonra işini görünce tebrik ettiğini söyledi.

‘İŞİME AŞIK BİR İNSANIM’İşini severek yaptığını anlatan Melis Şafak, “Büyük bir marketin et reyonunda işe başladım, kendimi çok mutlu hissettim. Kendi başıma büyükbaş, küçükbaş hayvan kesmeyi öğrendim. En büyük hayalim, dükkan açmaktı. Çok şükür başardım. Dükkana giren insanlar şaşırıyor. ‘Kadından kasap mı olur’ diyor. Ben de niye olmasın, kadınlar istediği zaman her işi başarabilir diyorum. Kadınlar satır da tutar, et de doğrar. Hemcinslerim hiç çekinmeden istedikleri işe girebilirler. Ben işime aşık bir insanım. İşimi çok seviyorum” dedi.

MÜŞTERİLERDEN TAM NOTMüşterilerden Mehmet Memiş Aslan (49), “Valla dükkana ilk kez geldim. Kadın kasapla karşılaştım. Bence çok güzel bir şey tebrik ediyorum. Bu işi genellikle erkekler yapıyor. Şaşırdım doğrusu” diye konuştu.

Mine Şahin (21) ise “Kasaplık mesleğini genelde erkekler yapıyor. Bu mesleği bir kadının yapması çok güzel. Bunu bir başarı olarak görüyorum ve kendisini tebrik ediyorum” dedi.

Müşterilerden Selin Akkaş (21), “Karşımızda kadın kasap görmek bence çok güzel bir şey. Erkeklerin yapabildiği meslekleri artık kadınlar da yapabiliyor. Bence biz kadınlar için de bu kasap ayrıcalıklı. Çekinerek girmiyoruz. Rahat bir şekilde girerek alışverişimizi yapıyoruz. Kendisini girişim ruhundan dolayı tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.

?Manisa Esnaf ve Sanatkarlar Odası (MESO) Başkanı Bahattin Akyüz, Melis Şafak’ın odaya kayıtlı kentin tek kadın kasabı olduğunu belirterek, “Manisa’da  böyle bir kadın girişimci olması bizi memnun etti. Genelde bu işi erkekler yapar. Melis Şafak da bu işi layıkıyla yapıyor. Kendisine başarılar diliyorum” dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Kasap dükkanından genel görüntüKasap Melis’in et parçalamasından görüntüKasap Melis’in müşterilerle ilgilenmesinden görüntüKasap Melis röp.Müşterilerden Mehmet Memiş Aslan, Mine Şahin ve Selin Akkaş röp.Genel ve detay görüntüHaber- Kamera: Cemil SEVAL/ MANİSA,

Haber Kodu : 200204044==============================

Çiğ köfteci Rahmi Usta’dan klarnetle müşterilerine müzik ziyafeti İZMİR’in Karabağlar ilçesinde, çiğ köfteci Rahmi Atay (52), iş yerine gelen müşterilerine klarnet çalıyor. Ünlü klarnetçi Hüsnü Şenlendirici’nin, iş yerine müşteri olarak gelmesiyle klarnet çalmaya başlayan Atay, müşterilerini hem doyuruyor hem de eğlendiriyor.

Karabağlar’da yıllardır çiğ köftecilik yapan Rahmi Atay, klarnetçi Hüsnü Şenlendirici’nin, iş yerine müşteri olarak gelmesiyle klarnetle tanıştı. Şenlendirici’nin önerisiyle klarneti eline alan ve kendi kendine çalmayı öğrenen Atay, iş yerine gelen müşterilere müzik ziyafeti sunuyor. Yaklaşık 100 parça çalabilen Atay’ı dinlemeye İzmir’in birçok yerinden müşteri geliyor. Müşterilere hem klarnet çaldığını, hem de çiğ köfte sattığını anlatan Atay, “Hüsnü Şenlendirici’yi tanıdıktan sonra klarnet sevdam başladı ve büyüdü. Kendi dükkanımızı şereflendirdi. Ona çiğ köfte ikram ettik ve ağırladık. Klarnetimin akordunu da o yaptı. Çocukluktan beri de müziğe ilgim vardı. Buraya gelen müşterilerimize hem klarnet çalıyoruz hem de çiğ köfte satıyoruz. Çaldığımız parçalarla hem ağlatıyoruz, hem mutlu ediyoruz. Klarnete oldukça fazla çalıştım, çünkü büyük emek istiyor. Repertuvarımı sürekli geliştirmeye çalışıyorum. Müşterilerin çok hoşuna gidiyor. İzmir’in birçok farklı yerinden özellikle klarnet dinlemeye gelen müşterilerimiz var” dedi.

‘HEDEFİM DAHA BÜYÜK KİTLELERE ÇALMAK’Daha geniş kitlelere klarnet çalmayı hedeflediğini belirten Atay, “Hüsnü Şenlendirici’ye ‘bu klarneti nasıl böyle derinden çalıyorsunuz?’ diye sorduğumda, ‘Allah için çalıyorum’ demişti. Ben de aynı şekilde, ilk önce Allah, ondan sonra da kendim için çalıyorum. Hedefim, klarnetimi daha büyük kitlelere çalmak. İnsanlara klarneti sevdirmek ve onlara klarnetimle de hizmet etmek istiyorum. Şarkıları kulaktan çalıyorum, nota bilgim yok. Herhalde Allah vergisi olsa gerek dinlediğim bir şarkıyı repertuarıma dökebiliyorum” diye konuştu.

‘KLARNETİ MAHALLEMİZE NEŞE VERDİ’Çiğ köftenin işin bahanesi olduğunu daha çok klarneti dinlemek için Atay’ın iş yerine geldiğini söyleyen müşterilerinden Mustafa Şeran ise, “Rahmi ağabeyin uzun zamandır müşterisiyim. Çiğ köftesiyle başlayıp klarnetiyle hayran olduğumuz bir ağabeyimiz kendi. Aslında çiğ köfte bu işin bahanesi Rahmi ağabeyin klarnetini dinlemek gerçekten bizleri mest eden, geldiğimiz zaman stresimizi atmamızı sağlayan bir hobimiz oldu. Haftada 2- 3 gün gelip kendisini görürüz. Kendisi mahallemizin sevilen esnafı. Klarneti hepimize bir güzellik verdi, mahallemize neşe verdi. Çiğ köfte dediğim gibi bir bahane, bize her geldiğimizde çalıyor. Biz de kendini dinliyoruz. Başarılarının devamını diliyoruz. İnşallah daha fazla kitlelere ulaşır ve gerekli değeri görür” diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Rahmi Atay ile röportajMustafa Şeran ile röportajRahmi Atay’ın klarnet dinletisinden detaylarAtay’ın çiğ köfte hazırlamasıİş yerinden ve müşteriden genel detaylarHaber: Ahmet Turhan ALTAY – Kamera: Tekin GÜRBULAK/İZMİR,

Haber Kodu : 200204022

================================

Sinema tutkunu gençler, ikinci uzun metrajlı filmlerini hazırlıyor İZMİR’de bir araya gelen sinema bölümü öğrencisi ve mezunu, kısıtlı bütçeleriyle bir korku filmi çekmek için çalışma başlattı. İkinci uzun metrajlı filmlerini hazırlayan sinema tutkunu gençler, İzmir’de bu işi yaparak zoru başarmak istiyor.

“İlk filmden kar etmedik ama zarar da etmedik. Bundan sonra romantik komedi düşünüyoruz. Her tarzda film çekmek istiyoruz. Hepsinin hikayesi hazır. İzmir’de bir avuç insan var bu işi yapan. Herkes İstanbul’a gidiyor. Ama ben orada başlasam bir şirkete girip yıllarca yönetmen asistanı olurdum. 35 yaşına gelmeden ilk uzun metraj filmimi çekmem çok zor olurdu. Bir çoğu birkaç sene sonra bırakıp İzmir’e geliyor ve mesleğe veda etmiş oluyor. Biz kendi imkanlarımızla burada bu işi yapan insanlarla tutunmaya çalışıyoruz. İzmir’de bu işi yapmak zor. Ekipman bulmak imkansız. Ama biz İzmir’de zoru başaracağız.”

‘KORKU FİLMİNİ TECRÜBE ETMEK GÜZEL’Korku türü film çekmenin kendilerini zorlamadığını ifade eden Çağatay Düz (24) büyük prodüksiyonlu korku filmlerinin arasında başarılı olmayı hedeflediklerini anlattı. Düz, tek hedefinin Türkiye’de fantastik sinema yapmak olduğunu vurguladı. Filmin başrol oyuncusu Buğra Bukliş (22), “Benim daha önce set deneyimim olmadı. Halk oyunları öğretmeniyim. Profesyonel dansçıyım. Kamera önü alışkanlığım vardı. Ama bu ilk filmim. Çok keyifli çalışıyoruz. Bizim beklentimiz büyük. Güzel bir izleyici kitlesine ulaşmak istiyoruz. Bu sete İzmir’de girdim. Burada devam ederim” dedi.

Oyuncu Cansu Güngör de şöyle konuştu: “Ben uluslararası işletme mezunuyum. 6 yıldır tiyatroyla ilgileniyorum. Sahne tozu tiyatrosu ile Seferihisar Belediyesi’nde oyunculuk eğitimi aldım. 3 yıldır Bornova Belediyesi şehir Tiyatrosu kadrosundayım. Sinema da istediğim bir şeydi. Hocamız sayesinde bu ekiple tanıştım ve onlara dahil oldum. İyi bir oyuncu olmak istiyorum. İlk kez korku filminde oynuyorum. Biraz zor ama tecrübe etmek güzel.”

Kastamonu’da sinema okuduğunu belirten Emre Girengir (21) ise filmin ses düzenini hazırlıyor. Okulu tatilde olduğu için filmde keyifle görev aldığını anlatan Girengir, “Benim için çok güzel bir deneyim. Rap müzikle ilgileniyorum. Bir sonraki film için klip de yapabiliriz. Film ile müziğin çok bağlantısı var. Filmin izlenmesine katkı sağlıyor” dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Film setinden görüntü,Oyuncuya makyaj yapılmasından görüntü,Oyuncu ve yönetmenlerle röp.Haber: Nevra UÇKAÇ – Kamera: Tekin GÜRBULAK/ İZMİR,

Haber Kodu : 200204024

==========================

Şah kartallarının sayısı azalıyor

TÜRKİYE’nin birçok ilinde son yıllarda yuva sayıları giderek azalan ve küresel ölçekte tehlike altında olan şah kartallarla ilgili Bolu’da 2015 yılından beri araştırmalar yapan biyolog Cansu Özcan, önceki yıllarda 18 olan yuva sayısının 12’ye düştüğünü belirledi.

Küresel ölçekte nesli tehlike altındaki şah kartalların dünya çapındaki en önemli üreme alanlarından olan Bolu’da 2015’ten bu yana araştırmalar yapan biyolog Cansu Özcan, bölgede, 2019 yılında uluslararası bir doğa koruma kuruluşu olan OSME’nin (Ornithological Society of the Middle East) biyoçeşitlilik fon desteğiyle bir proje yürüttü. Proje ekibi Ayı Film kurucusu Nurten Şalıkara ve Dev Belgesel Koordinatörü Onur Özcan’ın desteğiyle bölgedeki okullarda, köylerde ve sahada yerel yönetimlerle birlikte şah kartalın korunmasıyla ilgili eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapıldı. Bu ender tür hakkında bilgi veren ekip, arazide yöreden gençlerle birlikte kuş gözlemi yaparak şah kartallarını izledi. Bölgede ve Türkiye’de daha fazla kitleye ulaşmak amacıyla da kısa bir tanıtım filmi hazırlandı.

YUVA SAYISI 12’YE DÜŞTÜBolu’da geçen yıllarda yapılan araştırmalarda 18 yuva tespit edilirken, tüm koordinatları yeniden inceledikleri ve bu çalışmada 12 yuva belirlediklerini belirten Özcan, Türkiye’de şah kartalların en önemli üreme ve yuvalama alanlarının Trakya, Bolu ve Eskişehir olduğunu söyledi. Ayrıca Çorum, Çankırı, Sivas, Çanakkale, Kütahya ve Ankara’da da şah kartal yuvaları olduğunun bilindiğini belirten Özcan, avlanma ve üreme alanlarının yok edilmesi gibi birçok insan faktörü nedeniyle bu hayvanların hızla yok olduğuna işaret etti.

ENERJİ HATLARI ÖLDÜRÜYORDiğer bir tehlikenin de enerji nakil hatları olduğunu kaydeden Özcan, şöyle konuştu: “Bolu ve çevresinde yalıtımı yapılmamış çok fazla elektrik direği ve enerji hattı bulunuyor. Şah kartal başta olmak üzere geniş kanatlı diğer kuşlar tünemek için direklere konduklarında ya da uçarken tellere çarparak yaralanıyor ve ölüyor. Bu oranın Türkiye’de yüksek olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yuvadan ayrılan gençler elektrik ve araç çarpmaları, avcıların vurması nedeniyle üreyemeden ölüyor. Ölüm ve yaralanmaların önüne geçilebilmesi için elektrik dağıtım şirketleri tarafından teller ve direkler izole edilmelidir.”

ŞAH KARTALLAR ÇİFTÇİ DOSTUŞah kartalların çiftçi dostu olduğuna dikkat çeken Özcan, “Bölgedeki ana besini halk dilinde ‘köstü’ denilen kör fareler ve diğer küçük kemirgenlerdir. Çiftçilerin zararlı gördüğü kör fareler ve diğer kemirgenler şah kartal başta olmak üzere yırtıcı kuşlar tarafından avlanıyor. Böylece ekosistemdeki denge sağlanmış ve alandaki yoğunlukları kontrol altına alınmış oluyor. Ayrıca çok iyi bir avcı kuş olan şah kartalların diyetinde yılan, kirpi, tilki, sansar, gelincik, tavşan ve kuşlar da yer alıyor” dedi.

‘AJAN KUŞ’ SANIYORLARŞah kartallar ve diğer yırtıcı kuş türlerin Türkiye’de vurulmasının yasak ve yasal cezası olduğunu vurgulayan Özcan, “Buna rağmen yasa dışı avcılık da Türkiye’de epey yaygın. Kuş araştırmacıları ve kuş bilimcilerin kuşların göç rotalarını ve kuşları tehdit eden faktörleri belirlemek için taktığı vericiler ve halkalar bazen avcılar tarafından fark edilip ‘ajan kuş’ sanılarak vuruluyor. Böyle bir önyargıyı kırmak ve avcılara doğru bilgiyi aktarmak projenin önemli amaçlarından biri” diye konuştu.

TÜRKİYE ÇAPINDA İLETİŞİM AĞIBolu’daki eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının 2020 yılında da devam edeceğini belirten Özcan, şunları kaydetti: “Şah kartalların korunması ve neslini devam ettirebilmek için bölgede, mümkünse tüm Türkiye’de bir iletişim ağı oluşturmak, bu iletişim ağı ile yaralı şah kartallar ve diğer yırtıcı kuşlara hızlı bir şekilde tedavi desteğinin verilmesi ve ardından doğaya dönme şanslarının artırılması amaçlanıyor. Proje kapsamında vatandaşlar kendi bölgelerinde buldukları yaralı ya da ölü bir yırtıcı kuşların fotoğraflarını çekerek ve bulduğu noktanın konumunu göndererek bu ender kuşların korunmasına destek olabilirler.”

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ————–Yapılan çalışmayı anlatan kısa filmCansu Özcan’ın konuşmasıGÖRÜNTÜ DURUMU: Link geçildi.HABER: Mehmet ÇINAR- KAMERA: ANTALYA,

Haber Kodu : 200204019

=================================

50 bin tarihi obje taş konakta sergileniyor Antalya’nın tarihi Kaleiçi semtinde Roma, Selçuklu ve Osmanlı döneminin izlerini taşıyan tarihi taş konak, içinde sergilenen objelerle yüzlerce yıl öncesine kapı aralıyor. Arkeolog- sanat tarihçisi Hakan Tazecan tarafından oluşturulan kültür merkezinde, el emeği göz nuru kilimlerden, eski dönem savaş aletlerine kadar her şey ziyaretçileri tarihi gezintiye çıkarıyor.

Antalya’da oturan arkeolog ve sanat tarihçisi Hakan Tazecan, Kaleiçi’nde sit alanı kapsamında bulunan 2 bin yıllık Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izlerini taşıyan taş konak içinde açtığı kültür merkezinde farklı yıllara ait objeleri meraklılarının seyrine sunuyor. El emeği göz nuru kilimlerden eski dönem savaş aletlerine kadar 50 bin parçanın üzerinde obje ziyaretçileri tarihi bir geziye çıkartıyor. Geleneksel el sanatlarıyla ilmek ilmek işlenen antika eserleri yıllar içinde bir araya getirdiğini anlatan Tazecan, çalışmaları hakkında bilgi verdi. Kültür merkezi içinde Türk kültürüne ait birçok objenin olduğunu ve sergilendiğini anlatan Tazecan şöyle konuştu:

“Bu objeler kendi klasmanındaki en özel parçalar. Bakır, çini, ahşap, tekstil eşyaların en iyileri diyebiliriz. Burada binin üzerinde yıllara meydan okumuş çeyiz sandıkları bulunuyor. Toros ve Akdeniz yöresinden temin edilmiş bölgenin önemli kültür varlıkları yer alıyor. Özellikle tekstil koleksiyonlarımız çok sağlam. Mısır’da 2 bin yıl önce üretilmiş tekstil objelerinden, yıllara meydan okumuş yörük kadınlarının giyim için kullandığı tekstil objeleri var. Aynı zamanda bakır, süs ve savaş aletleri de ilgi çeken objeler arasında. Buradaki parçaların içinde kıymetli ve vasat olanları ayrıştırıyoruz. Tarihi ve kültürel değerleri olmayanları satıyoruz. Bunları satarken yabancıların Türk tarihinden ve buradaki eşyaların hikayelerini de öğrenmelerini sağlıyoruz.”Gelecek yıllarda yörük kültürünü yansıtan giyim objelerinin sergilendiği bir yörük kültürü müzesi açmayı hedefleyen Tazecan, müzesi için kültürel değeri yüksek objeler biriktiriyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ————–Kültür merkezinden detay görüntülerTekstil, çini, bakır ve eski savaş aletlerinden detay görüntülerZiyaretçiler merkezi gezerkenHakan Tazecan ile röp

HABER-KAMERA: İbrahim LALELİ/ANTALYA,

Haber Kodu : 200204015

=============================

İki arkadaşın kış ortasında deniz keyfi

ANTALYA’nın Demre ilçesinde, Haydar Duman (37) ile arkadaşı Sadık Kırmızıbel (31), güneşli kış günlerinde denize girmeyi alışkanlık haline getirdi. Her kış güneşi gördüklerinde soluğu denizde alan Duman ve Kırmızıbel, plajda çeşitli akrobatik hareketler yapıp ısındıktan sonra suyun tadını çıkarıyor.

Demre’de özel kurumda çalışan Haydar Duman ile arkadaşı devlet kurumunda çalışan Sadık Kırmızıbel, kış ortasında plajda spor yapıp, denize girmeyi ritüel haline getirdi. Demre’nin Sülüklü Plajı’nda buluşan iki arkadaş, plajda soyunduktan sonra, ilginç akrobatik hareketler yaptı. Isınma yürüyüşleri ve hareketlerin ardından kendilerini Akdeniz’in köpüklü ve dalgalı sularına bırakan iki arkadaş, deniz suyu sıcaklığının 16 derece, hava sıcaklığının 18 derece olduğu günde denizin tadını çıkardı. Bol bol yüzen Duman ve Kırmızıbel, Toros Dağları’nın karlı tepelerini seyrederek, kış ortasında denize girmenin mutluluğunu yaşadı.

Haydar Duman, “Türkiye’nin her yeri karla kaplı şu anda. Her yerde kar var. Ama biz Demre’de gördüğünüz Sülüklü Plajı’nda denize girdik. Deniz mükemmel, hava mükemmel. Güneşli bir hava, deniz sıcak. Siz de bu güzellikleri yaşamak isterseniz Demre’ye gelin. Bu plajda denize girin” dedi.

Sadık Kırmızıbel de “Kış ortasında yazı yaşıyoruz. Demre’de denize girmek çok güzel. Toros Dağları’nda kar varken biz güneşli olduğu her gün denize giriyoruz. Arkadaşımla birlikte kışın yüzmeyi çok seviyoruz. Su sıcaklığı çok güzel. Kışın güneşli havada denize girmek sağlığa son derece faydalı” diye konuştu 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ————–İki arkadaşın ısınma ve akrobasi hareketleriDenizde yüzmeleriRöportajlar

HABER- KAMERA: Ahmet ACAR/DEMRE (Antalya),

Haber Kodu : 200204017

Kaynak: DHA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir